Bugun...

HASAN TUFAN
EVREN’DEN UZAK… MİLLETE YAKIN…
Tarih: 12-02-2020 08:18:00 Güncelleme: 12-02-2020 08:18:00


HASAN TUFAN
tufanmedya@gmail.com
yasamgazetesi.com

EVREN’DEN UZAK… MİLLETE YAKIN…
40 Yıl önceki bugünler, darbeci Kenan Evren’in şehir şehir gezerek…
Esip gürlediği günlerdi!
İşine gelmeyen tüm fikir ve düşünce sahipleriyle…
İşine gelmeyen tüm siyasi partilerle tüm demokratik kitle örgütlerini…
Tek tek veya topluca içeri tıkıp, her birinin kapılarını mühürlediği günlerdi!
Gittiği her kentte, ya aydınlarımızı kötülüyor…
Ya da çağdaş siyasal yapılanmalarla… Emek örgütlerini kötülüyordu Kenen Evren!
Öyle bir zaman dilimiydi ki, sadece kendileri sütten çıkma ak kaşık…
Sadece kendileri vatan –millet sevdalısıydı o kadar!
O dönem, demokrasi ve özgürlükler adına ağzını açanlarla…
Hak mücadelesi veren herkesin hapis damlarına konduğu bir dönemdi!
Senatörler, Milletvekilleri, Belediye Başkanları, Sendikacılar, Akademisyenler, Gazeteciler,
Öğretmenler…
Velhasıl milletin seçtikleriyle… Milleti bilgilendiren herkesin hapis damına konduğu…
Bir dikta, bir faşizan dönemdi!
Tam da ABD ve fetö gibi, hain ve de kiralık sözde dinci grupların ekmeğine yağ sürülen bir dönemdi!
İşte böyle bir dönemde, demokratik kitle örgütlerinden birinde yönetici olan bizi de iki arkadaşımızla
birlikte içeri tıktılar!
Suçumuz: 12 Eylül 1980 Öncesi, kendi üyelerimize ‘seminere çağrı’ bildirisi dağıtmak…
30 Eylül 1980’de Emniyetteki işler tamamlandı. Artık İstanbul Sıkı Yönetim Komutanlığı…
Adli Müşavirliği bekleme salonundayız. Derken üçümüzü de orada tutuklayıp, o binanın en altındaki
zindanlara koydular. Hem de ‘’Bu işte bir yanlışlık var, bizim üyelerimize çağrı yaptığımız o bildiri, 12
Eylül öncesine ait bir bildiriydi’’ Dememize bile fırsat vermeden zindana koydular!
Elbette ki, üçümüzü ayrı ayrı koğuşlara verdiler!
Bekleme salonundan zindana kadar geçen sürede dikkatim çeken bir Başçavuş vardı!
Hatta tutuklama işlemi sırasında, Basın Kartımı alarak: ‘’Siz gazeteci misiniz?’’ Diye sorması…
Benim ona kendimi tam anlamıyla tanıtmam, farklı bir iletişim boyutu kazanmıştı!
Meğer bu Başçavuş, bizim yatacağımız koğuşlardan da sorumluymuş!
Artık koğuştayız tanışma faslı bitmiş, herkesin neden içeri tıkıldığı faslı başlamıştı.
O sırada 30. Yaşımdayım. Karşımda oturan aksakallı bir amcaya ‘sizin suçunuz ne?’ Diye sordum.
Başladı anlatmaya: ‘’Mahalleye su gelsin diye bir komite kurmuştuk. Komite olarak verdiğimiz
dilekçenin altında benim de imzam vardı; ‘Vay efendim sen misin komiteci?’ Deyip attılar buraya.’’ Dedi.
Demir parmaklı zindan kapısına vurarak, gelen askere ‘’ Komutan Başçavuş’a yeni gelen gazeteci sizi
çağırıyor der misin?’’ Dedim. O Başçavuş birkaç dakika sonra geldi. Kendisinden dilekçe yazmak için
kağıt kalem istedim; ‘’Tamam’’ deyip getirdi.
Sıkı Yönetim Adli Müşavirliği’ne bir dilekçe yazarak, o yaşlı amcanın mahalleye su çekme uğruna
yanlışlıkla içeri alındığını genişçe anlattım. Sonra da o dilekçeyi aynı Başçavuş ile müşavirliğe gönderdim.

Aradan birkaç saat geçmişti. Elindeki kağıdı kapıda okuyan Başçavuş, o yaşlı amcanın tahliye edildiğini
müjdeledi. O anda İçerideki 34 kişinin tamamı birden alkış çaldı. Amca eşyasını toplayıp, Başçavuşun
yanına giderken, yanıma gelip, ‘’Allah senden razı olsun, 70 Yaşından sonra buralara düşmek de varmış.
Sen olmasan kim bilir daha ne kadar burada kalacaktım’’ Dedi. Sonra Başçavuşu göstererek:
‘’Gazeteci bey, geldiğimden beri bu başefendiden hep insanlık gördüm. Herkes öyle…
EVREN’E UZAK, MİLLETE YAKIN… Böyle yurttaşlar oldukça, kimse nefesimizi kesemez!’’ Derken…
Bir güçlü alkış daha koptu! O yaşlı amcayı gönderip, Başçavuşa toplu teşekkürümüzü yaptıktan sonra…
Bu sefer bir dilekçe kuyruğu oluştu!
Elimde kalem durmadan yazıyor, Başçavuş ile adli müşavirliğe iletiyorduk!
Kimi, kamyonuyla İstanbul’dan Kars Göle’ye eşya getirirken içeri alınmış…
Kimi, okulda polis arama yaparken, kitabının arasından çıkan bir tek NAZIM HİKMET şiiri yüzünden içeri
alınmış…
Kimi de işverenin tazminattan kurtulmak için attığı iftira yüzünden içeri alınmıştı!
Daha neler neler…
Yazdığımız dilekçelerle tek tek hepsi tahliye edildi. Dilekçeler bizden çıksa da…
Oradaki gerçek adaletçiler: Elbette ki başçavuş ve diğer subaylarla adli müşavirlikteki duyarlı
hukukçulardı! Haftalar sonra tahliye olup, yıllar sonra berat ettiğimiz o üfürükten dava ne ki…
Daha nice üfürükten davalar yüzünden yargılandık o sıkıyönetim mahkemelerinde…
O dönemde canı yanan yurttaşlarımız çok oldu elbette!
Aramızdan ayrılanları saygıyla anıyor; Hayatta olanlara can sağlığı ve de mutluluklar diliyorum!
Onların canını yakan tüm sözde savcı ve yargıçları tarih önünde kınarken:
O günlerde beni ve arkadaşlarımı yargılayan gerçek anlamdaki tüm hukukçuları asla unutmadığımı…
Belirtmek isterim!
Çünkü Evren’in darbeli faşist dönemine rağmen, öyle bir adalet dağıttılar ki, kindar ve intikamcı
polislerin kumpaslarını öyle bir çöpe attılar ki; SELAM VE SAYGILAR OLSUN O HÂKİM VE SAVCILARA…
Elbette ki, 40 Yıl önceki kararlarıyla adalete olan güvenimizi ayakta tuttukları için!
Bugün adalet dağıtanları, 40 yıl sonra kimler nasıl yazacak bilemeyiz!
Bildiğimiz tek şey var: ADALET HERKESE… ADALET HER ZAMAN…
Yeter ki, duyarlı yurttaşlar... Yeter ki, duyarlı hukukçular olsun!



Bu yazı 1245 defa okunmuştur.

YORUMLAR



YAZARIN DİĞER YAZILARI